04-09-2008, 02:06 PM
2006 Dünya Fair Play büyük ödülü olan Baron Pierre de Coubertin Ödülü'ne layık görülen Trabzonlu 13 yaşındaki atlet Hilal Coşkuner’e verilen(7 Aralık Cuma) ödülün anlamı.
Futbol denen pespayelikten arada sırada başını kaldırmayı başaran Türkiye, iki hafatadır 12 yaşında bir çocuğun davranışına verilen dünya Fair-Play ödülüyle yatıp kalkıyor. Hilal Coşkuner’in, kros yarışmasında birinci gelecekken duyduğu çığlık üzerine geri dönüp yere düşen rakibini kaldırması ve ambulansa taşımasına methiyeler düzülüyor. Hilal’e ödül üstüne ödül veriliyor. Altın kalpli Hilal, bütün bu ilgiyi, verilen ödülleri sonuna kadar hakediyor. Ancak başına gelenlerden şaşkına dönen Hilal kız, kendisine gösterilen aşırı ilgiden çok sıkıldığını ve bunun nedenini bir türlü anlayamadığını söylüyor. Ve devam ediyor: “Bu olay neden bu kadar abartılıyor merak ediyorum. Ben ne yaptım ki? Yapmam gerekeni yaptım. Doğrusu budur. Herkesin de bunu hayatında uygulaması gerektiğini düşünüyorum. Yarış sonrası eve gittiğimde ne ailem, ne de başkalarına bu konuda hiçbir şey söylemedim. Nedeni de; önemli bir şey olmadığını düşündüm. Gazetelerde çıkınca, bunun üzerinede ödüller verilince şaşırdım.” İşte size çavdar tarlasında bir çocuk. Bütün masumluğuyla koşuşturup duruyor. O çocuksu saflığıyla yaptığı hareketi biz büyüklerin neden bu kadar kutsadığını bir türlü anlamıyor. Bilmiyor, kendisine nasıl bir dünya hazırladığımızı. Henüz farkında değil; samimiyetsizliğimizin, riyakarlığımızın, yapmacıklığımızın, maskelenmiş hayatlarımızın, yitip giden masumiyetimizin. Ben de tıpkı Holden gibi Hilal ve ona benzer çocukların koşturduğu çavdar tarlasının bekçisi olmak isterdim. O altın sarısı başakların arasında gizlenmek, uçuruma koşan çocukları son anda yakalamak ve onlara, “Hep burada kalın; çocuksu ve masum” diyebilmeyi arzu ederdim. Ve eklerdim; “Büyüdüğünüzde siz de bekleyin o tarlayı. Çocukluğunuzun elinden sıkı sıkıye tutun, çocuklarınızı iyi kollayın, uçurumdan düşmelerine izin vermeyin.”
kaynak
Hatırlamak da yarar var

Futbol denen pespayelikten arada sırada başını kaldırmayı başaran Türkiye, iki hafatadır 12 yaşında bir çocuğun davranışına verilen dünya Fair-Play ödülüyle yatıp kalkıyor. Hilal Coşkuner’in, kros yarışmasında birinci gelecekken duyduğu çığlık üzerine geri dönüp yere düşen rakibini kaldırması ve ambulansa taşımasına methiyeler düzülüyor. Hilal’e ödül üstüne ödül veriliyor. Altın kalpli Hilal, bütün bu ilgiyi, verilen ödülleri sonuna kadar hakediyor. Ancak başına gelenlerden şaşkına dönen Hilal kız, kendisine gösterilen aşırı ilgiden çok sıkıldığını ve bunun nedenini bir türlü anlayamadığını söylüyor. Ve devam ediyor: “Bu olay neden bu kadar abartılıyor merak ediyorum. Ben ne yaptım ki? Yapmam gerekeni yaptım. Doğrusu budur. Herkesin de bunu hayatında uygulaması gerektiğini düşünüyorum. Yarış sonrası eve gittiğimde ne ailem, ne de başkalarına bu konuda hiçbir şey söylemedim. Nedeni de; önemli bir şey olmadığını düşündüm. Gazetelerde çıkınca, bunun üzerinede ödüller verilince şaşırdım.” İşte size çavdar tarlasında bir çocuk. Bütün masumluğuyla koşuşturup duruyor. O çocuksu saflığıyla yaptığı hareketi biz büyüklerin neden bu kadar kutsadığını bir türlü anlamıyor. Bilmiyor, kendisine nasıl bir dünya hazırladığımızı. Henüz farkında değil; samimiyetsizliğimizin, riyakarlığımızın, yapmacıklığımızın, maskelenmiş hayatlarımızın, yitip giden masumiyetimizin. Ben de tıpkı Holden gibi Hilal ve ona benzer çocukların koşturduğu çavdar tarlasının bekçisi olmak isterdim. O altın sarısı başakların arasında gizlenmek, uçuruma koşan çocukları son anda yakalamak ve onlara, “Hep burada kalın; çocuksu ve masum” diyebilmeyi arzu ederdim. Ve eklerdim; “Büyüdüğünüzde siz de bekleyin o tarlayı. Çocukluğunuzun elinden sıkı sıkıye tutun, çocuklarınızı iyi kollayın, uçurumdan düşmelerine izin vermeyin.”
kaynak
Hatırlamak da yarar var
