04-09-2008, 08:22 PM
OKSİJEN AKTARIMI KAPASİTESİNİ ARTTIRICI
MADDE VE YÖNTEMLER
Prof. Dr. Aytekin Temizer
Yaklaşık 20 yıldır kısa süreli spor olayları dışındaki tüm sporlarda sportif
performansın arttırılmasında, dokulardaki oksijenlemenin geliştirilmesi en evresel
etkiye sahip bir yöntem olduğu bilinmektedir. Hemoglobin derişimi, kan hacmi ve
maksimum aerobik güç arasındaki ilişki ispatlanmıştır. Daha sonra kaslardaki
oksijenlemeyi arttırıcı potansiyel kayda değer bir şekilde genişletilmiştir. Homolog ve
otolog kan hücrelerinin transfüzyona ek olarak bu potansiyel, eritropoietini (EPO)
kullanarak kırmızı kan hücrelerinin kütlesini arttırdığı bilinmektedir. Dokudaki artmış
oksijen geri yüklenimine neden olan alternatif oksijen arttırıcılar -örneğin oksijen
taşıyıcılığına dayalı hemoglobin, florokarbonlar ve allosterik modifiyerler klinik
denemelerin son aşamalarındadır. Son zamanlarda, 14 amino grup asidin EPO
reseptörüne bağlandığı ve eritropoiseslere neden olduğu konusunda fikir birliğine
varılmıştır. Buna ek olarak, düzenlenmiş geni yerleştirme tedavileri hem in stu EPO
üretiminde hem de kasın vaskülarizasyonun geliştirilmesi için deneyler yürütülmektedir.
Bu oksijen artırımına dayalı teknikler anti-doping hareketlerine açık bir meydan
okumadır.
Bu yaklaşımların hepsi veya herhangi birinin tespiti, basit bir şekilde bir
durumdan diğer bir duruma oksijen aktarımı kapasitesini değiştirerek aldatmayı seçen
sporculara mani olmak için gerekli olacaktır. “Fark edilmeyen” teknolojiden
faydalanarak doping tayininden kaçınmayı açık bir maksat edinen sistematik dopingin
son örnekleri 2001 Dünya Kayak Şampiyonasında plazma büyütücü ve 2002 Salt Lake
Olimpik Oyunlarında Darbopoieitin kullanımını içerir.
Oksijen kapasitesinin arttırılmasında kullanılan maddelerin analizinin çeşitli
yönlerini inceleyecek olursak bunlar: numune toplama, laboratuar analizleri ve sonuç
yönetim faktörleridir.
Toplama işlemlerinde dikkat edilecek husus sporcunun dopingden ne zaman
faydalanmaya başladığıdır. Test için en iyi zamanın seçilmesi önemlidir. Numune
yarışmadan önce veya sonra alınabilir. Ne tip numune alınacağına da karar verilmelidir.
Kan, plazma ve idrar gibi biyolojik materyallerden biri veya birkaçı seçilebilir.
Laboratuar testi için; doping madde veya yöntemlerinin ve kullanma
belirtilerinin tayininin öneminin tanımlamasına gerek bulunmaktadır. Bu tanımlama
aynı zamanda kanıtsal bilgilerini de içermelidir. WADA kodunun benimsemesiyle,
kanıtın içerik yükü, “mantıklı şüphenin” kriminal standardındansa “açık ve inandırıcı
delil” den oluşmalıdır. Laboratuar testinin sonuçları, teknik bilgi ile gözetim zinciri
kapsamında güvenin makul bilimsel seviyesiyle buluşmalıdır.
Son olarak sonuç yönetim faktörlerinde sistemin maliyeti önemi ve örneklerin
sayısı ve maliyeti arasındaki ilişki incelenmelidir. Tüm laboratuarlar bütün maddeler
için testi sağlamalı mıdır yoksa farklı bir yönetim sistemine mi ihtiyaç vardır? Bireysel
referans gözlem sistem aralığı organizasyonlar arasında sonuçların aktif yönetimine
ihtiyaç duyar. Vücut tarafından üretilen maddeler için daha ileri analizler gereklidir.
Dayanıklılık gerektiren sporlarda fiziksel egzersiz performansı birçok faktöre
bağlıdır. Bu faktörler enerji salınımı, neuromuscular fonksiyonu ve en önemlisi
psikolojik etkenlerdir. Ağır kas hareketi gerektiren çalışmalar örneğin uzun mesafe
kayağı, bisiklet, uzun mesafe koşusu, kürek ve diğer dayanıklılık gerektiren spor
2
çeşitlerinde maksimum aerobik güç (maksimum oksijen alımı) performansla yakından
ilişkilidir. Maksimum oksijen alımı (VO2
max) özellikle maksimum kardiyak ürünün
atardamar kanın oksijen içeriğinin çarpılmasıyla sınırlanmıştır. Uzun zamandır hem kan
naklinin hem de yüksek rakıma maruz kalma VO2
max’ı azalttığı bilinmektedir.
Hemoglobin derişimin yükselmesiyle atardamar kanın içeriğindeki oksijenin artıp
artmaması VO2
max’ı etkilemekte ve dolayısıyla dayanıklılık gerektiren sporlarda
performansa olumlu etki yapmaktadır.
Kan aktarımının ergojenik etkisi ilk olarak 40 yıl önce kanıtlanmış, ancak teknik
25 yıl öncesine kadar dikkat çekmemiştir. [Hb]’deki önemli bir artış yakalayabilmekle
ilgili yöntem bilimsel problemler nedeniyle bu konudaki ilk araştırmalar çelişkilidir.
Kırmızı kan hücrelerinin transfüzyonları dayanıklılık gerektiren sporlarda hem VO2
max
hem de performansı arttırmaktadır. Kan dopingi terimi ilk defa medya tarafından
kullanılmış ve 70’ler ve 80’ler boyunca spor olaylarıyla bağlantısıyla ilgili birçok kanıt
bulunmuştur.
Kan transfüzyonu [Hb] hacmini hemen arttırır. Eritropoietin (EPO) –kemik
iliğindeki RBC oluşumu düzenleyicisi) kullanımı uzun bir dönem boyunca [Hb]
hacmini yavaş yavaş arttırır. Recombinant insan eritropoietin (rhEPO) kullanımı sağlıklı
kişilerde başlangıçta normal değerde olan [Hb] ile sağlıklı bedenlerde performansı
arttıracaktır.
Dayanıklılık gerektiren sporlarda hem kan transfüzyonu ve hem de rhEPO‘nun
kullanımı ergojenik yardıma etki ettiğine göre, tüm tedavilerin ancak gerekli olduğunda
hastalara uygulanmasını doğru olduğu göz önüne alınarak sağlıklı sporculara
uygulanmaması hususu çok önemlidir. Eğer uygulama söz konusu ise buna “spor
anemisi” denir ve yalnızca performansı arttırmada rol oynar. Sporcularda hem kan
transfüzyonu ve hem de rhEPO kullanımı ile etik olmayan davranışlara teşebbüs
etmektir. Sporcuyu geliştirmek üzere uygulanan bu tür tedaviler haksız rekabete yol
açmaktadır. Bu işlemler bu nedenle spor ahlakına aykırıdır. Ciddi yan etkileri de
düşünülmelidir. Hem kan transfüzyonu hem rhEPO kullanımı IOC ve WADA
tarafından yasaklanmıştır. Süreklilik gerektiren sporlarda özellikle sporcuların
başvurduğu hem kan transfüzyonu ve hem de rhEPO kullanımı bugün için tespit
edilebilmektedir.
Kan transfüzyonu, homolog ve otolog transfüzyonu olmak üzere iki çeşittir. Kan
doğal durumunda +4 oC’de veya dondurulmuş olarak -85 oC’de saklanır. Kan
Bankasında depolanan kan uygulanabilir kırmızı kan hücreleri‘nin (RBC) azalmasından
dolayı 4–5 hafta içinde “reinfuse” edilmelidir. Diğer taraftan, -85 oC’de dondurulmuş
yüksek gliserol kullanımı ve kanın reinfüzyonu ile bu süreyi birkaç yıla kadar
uzatılabilir. Dolayısıyla, ikinci teknoloji reinfüzyondan önce [Hb] yi tamamen
normalleştirmeye izin verir.
Kan transfüzyonunun performansa etkisinin incelenmesinde bir birim kanın
otolog reinfüzyonu performansta dikkate değer bir artış göstermez. Performans artışının
sağlanması için üç ünite daha verildiğinde kontrol durumuyla karşılaştırıldığında
VO2
max %3.9 den % 6,7’ye ulaştığı bulunmuştur. VO2
max ve [Hb] arasındaki doğrusal
ilişki iyi antrenman yapmış genç erkeklerde [Hb] = 205 g/l olana kadar artar.
Saha çalışmalarında, kanın 1350 mL’sinin (3 üniteye karşılık gelmektedir.)
otolog reinfüzyonu 4 hafta sonra uzun mesafe kayağında fiziksel performansı oldukça
çok arttırdığı gözlenmiştir. 15 km ‘nin üzerinde koşularda sporculardaki gelişim 3 saat
sonra % 5.3 iki hafta sonra da % 3.1 kadar arttığı gözlemlenmiştir. 10.000 metre pist
3
yarışlarında önceden dondurulmuş RBC reinfüzyonu ile birlikte süre yaklaşık 1 dakika
geliştirilebilir.
Kan transfüzyonunun yan etkileri bulunmaktadır. Kan transfüzyonları, tipinden
bağımsız olarak, toplam RBC kütlesinin artışı, [Hb], hematokrit (hct) ve kan
viskozitesinde artışa liderlik eder. Genel populasyon ve primer polycytemia ‘lı
hastalarda, [Hb] ve/veya hct ‘nin artışıyla kardiyovasküler ölümlülük riskinin artması
söz konusudur. Bu bağıl risk, yüksek olanlarda [Hb] ve/veya hct’nin düşük aralığıyla
karşılaştırıldığında 6 kat daha fazladır. Polycytemia’lı hastalarda viskozitenin artışı
performans düşüklüğü ile ilişki içerisindedir. Fakat, iyi antrenman yapmış genç
erkeklerde, atardamar kanın içeriğindeki oksijen artışı ve çevresel dairesel adaptasyonu
(peripheral circular adaptation) artan viskozitenin neden olduğu negatif etkilerden
açıkça daha baskındır. (karşılık gelen [Hb] = 205g/l). Kan transfüzyonları EVF ve kan
viskozitesinin artışına öncülük eder ama rhEPO kullanımının tersine, kan aktarımından
sonra tanımlanmış bir kan basıncı artışı yoktur. Kanın saklanması RBC’ de sabit bir
düşüşe neden olduğundan RBC’nin yaşama süresini de kısıtlar. Reinfüzyondan önce
RBC gitgide artan bir şekilde yıkılır (hemoliz) ve reinfüzyondan kısa bir süre sonra
biraz daha RBC’nin yıkımı artan kırılganlığa neden olur. Hemoliz hafif ve kısa bir süre
kalan “asimptomatik icterus”a sebep olabilir. İlave edilmiş hemolize RBC sonucunda
demir serbest bırakılır ve böylece sık sık tekrarlanan kan transfüzyonu demirin fazla
yüklenmesine liderlik eder.
Homolog transfüzyonlar, eğer düzenli olarak kontrol edilmezse hepatit, HIV,
CMW ve diğer virüslerin yayılmasına öncülük edebilir. Çeşitli tiplerin uyuşmazlığı
zaman zaman problem yaratır. Her bir kan hücresi, yüzeyinde çok çeşitli antijenler taşır
bu yüzden alıcının hücrelerinin vericilerin antijenlerinden farklılık gösterdiği neredeyse
kesindir. Neyse ki, kan hücreleri veya yabancı antijenler içeren plazma transfüzyonu
alıcının serumunun içerdiği antikora karşı ani bir reaksiyon vermesine neden olur.
Kırmızı kan hücrelerine karşı antikorlar kan transfüzyonunda çok büyük önem taşır.
Aktarımı yapılan kırmızı kan hücresi hacmi genellikle beyaz hücrelerden daha fazladır.
Şuuru yerinde bir hastada birkaç ml. bile kırmızı kan hücrelerinin uyuşmaz ABO
aktarımı 1 veya 2 dakika içinde belirtilerini göstermesine neden olur. Alıcı
huzursuzlaşır, sıkıntı ve sık sık karın ağrısı hissinden şikâyet eder. Yüksek tansiyon,
kanama ve “oliguria” da gerçekleşebilir. Beyaz hücre uyuşmazlığı transfüzyonun
başlamasıyla beraber 30–60 dakika içinde ateşe neden olur ve plazma içeren herhangi
kan ürünü “urticaria” ya neden olabilir. Otolog transfüzyonlarının hastalık bulaşması
veya uyuşmazlığıyla ilişkilendirilemez.
Heterolog kan tranfüsyonları medikal riske bağlı olarak ikincil öneme sahip bir
problemdir, bu tür transfüzyonlar ümmünolojik teknikler ile tayin edilebilir.
Homolog transfüzyonlar: Kan dopingi çalışmalarında, [Hb]’de ki %10 artışa
rağmen [Hb] değerleri normal sınırlar içinde bulunmuştur. Böylece belirli limitlerde
[Hb] artışı kan transfüzyonlarının belirlenmesinde kullanılamaz. Transfüzyonun hemen
sonrasında hemoliz göstergelerinde bir artış varken ancak bir gün sonra tüm değerler
normal aralıklarında çıkar. Son bulgular şunu ileri sürmektedir ki, mikrovaskülasyon ve
RBC membran yağındaki kayıp gibi sellüler depolamadaki artış kan transfüzyonlarına
işaret edebilir.
Türkiye Doping Kontrol Merkezinde kan analizleri için otomatik hematolojik
anaiz cihazı satın alınmış olup doğrudan kan numuneleri üzerinden tüm kan
parametreleri bilgisayar düzeneği ile analiz edilebilmektedir.
4
Eritropoietin (EPO) bir peptit hormon olup insan vücudunda doğal olarak
üretilir. Böbreklerden salgılanan EPO, kemik iliğine etki ederek kırmızı kan hücrelerini
üretimini sağlar. Kırmızı hücrelerdeki artış kanın vücuttaki kaslara oksijenin
taşınmasını arttırır. Vücudun laktik asit tamponlama kapasitesini de attırabilir.
EPO’nun uygun bir şekilde kullanımı kanser ve böbrek hastalıkları ile ilgili
anemilerin tedavisinde iyi bir tıbbı kullanımı bulunmaktadır. Ancak sportif performansı
arttırmaya yönelik EPO’nun suistimalinin de sporcularda sağlığı tehdit eden çok ciddi
yan etkileri bulunmaktadır. Çok iyi bilinmektedir ki, Epo kanın koyulaştırıcı etkisi
nedeniyle kalp hastalıkları, felç, beyin ve akciğer embolileri gibi birçok ölümcül
hastalıklara yol açma riski bulunmaktadır. Rekombinant insan EPO suistimalinin de
otoimmün sisteme etkileri sonunda ciddi sağlık sorunlara yol açtığı bilinmektedir.
Sporda EPO kullanımı 1990’lardan beri yasaklanmıştır. EPO analizi ilk kez, Sidney’de
(Avustralya) yapılan 2000 Yaz Olimpiyatlarında yapılmıştır. Analizin geçerliliği
Uluslararası Olimpiyat komitesi (IOC) tarafınca kan ve idrar numuneleri üzerinden
sağlanmıştır. EPO kullanımını göstermek üzere kan tarama analizini takiben
doğrulamak amacıyla idrar numunelerinin analizi gerçekleştirilmiştir. 2003
Haziranında Dünya Anti-Doping Ajansı (WADA) Yürütme Kurulu bağımsız
araştırıcıların raporlarına dayanarak rekombinant insan EPO kullanımının sadece idrar
numuneleri üzerinden tayinini kabul etmiştir.
WADA’nın paydaşları tarafından istenen ve Ajans tarafından, rekombinant
EPO’nun varlığını analiz etmede idrar ve kan testlerinin doğruluğunu değerlendirmek
için hazırlatılan bu rapor, idrar testinin, rekombinant EPO’nun doğrudan analizi için
bilimsel olarak onaylanmış tek yöntem olduğunu kanıtlamıştır. Bu rapor ayrıca, kan
incelemesinin idrar testinden önce yapılmasının maliyet tasarrufu sağlamasını da içeren
birkaç farklı nedenden dolayı, idrar testinin kan incelemesiyle birlikte yapılmasını
öneriyor. Bazı uluslararası spor federasyonları, EPO’nun analizi için hala idrar ve kan
testlerini birlikte kullanıyorlar.
EPO’nun analiz metodu doğru ve güvenilirdir. Bu yöntem kapsamlı bir bilimsel
onaylama sürecinden geçmiştir ve yıllardan beri Dünyanın dört bir yanındaki resmen
tanınmış anti-doping laboratuarlarınca başarıyla kullanılmaktadır. Geniş çapta bilimsel
çevrelerce kabul edilen yerleşik bir işlem olup, birçok uluslar arası bilimsel dergide
yayımlanarak ispatlanmıştır. Buna ilaveten, Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi
(CAS) EPO analiz yönteminin geçerliliğini desteklemiştir. 2005 Eylülünde yapılan bir
toplantıda da, WADA Laboratuar komitesi, gerektiği gibi uygulandığı takdirde,
yönteme olan desteğini yinelemiştir.
Metodun uygulanmasındaki başlangıç safhasında kullanılan tutucu yaklaşım,
EPO kullanımını suistimal eden birçok kişinin analizden kaçmasına izin vermiştir. Antidoping
biliminin ilerlemesiyle beraber, bütün analiz yöntemleri gibi yöntemin
hassaslaştırılması ve sonuçların yorumlanması prensibiyle devam etti. Uzmanların
oybirliğiyle, 2005 Ocak ayında, EPO sonuçlarının daha ayrıntılı okunması için yeni
yorumlama kriterleri tanıtıldı. Aynı zamanda, laboratuarlara muhalif EPO sonuçlarını,
yöntem hakkında kapsamlı deneyimi olan başka bir laboratuara teyit ettirmesi tavsiye
edildi.
EPO analizi biliminde deneyimli olmayan bazı kişiler tarafından, nadir fakat
anti-doping uzmanları tarafından iyi anlaşılmış bir olay hakkında, sorular yükseldi.
Mutlak nadir durumlarda, normal endojen EPO rekombinant EPO’nun alanına
kaymaktadır. Bu olay, resmen tanınmış laboratuarlar tarafından açıkça teşhis edildiği
için bu nadir profileler uygun şekilde etiketlenerek, EPO dopingi açısından olumsuz
5
sonuçlar olarak rapor edilmemektedir. 2005 baharında WADA, resmen tanınmış
laboratuarlar tarafından bu olay hakkında bilgilendirildi. Sonuç olarak WADA, bütün
resmen tanınmış laboratuarlara bu bilgiyi sonuçların yorumlarına eklemesi konusunda
yol gösterdi. Ek olarak laboratuarlara, olumsuz bir sonuç rapor etmeden önce, bağımsız
bir fikir daha istemesi şart koşuldu. Yanlış bir pozitif okuma riski söz konusu değil;
resmen tanınmış bütün laboratuarlar bu nadir profille ekzojen EPO’nun farkını idrak
edebilecek konumdalar. 2005 Ocağından (WADA yeni EPO sonuç yorumlama
kriterlerini açıkladığında) 2005 Temmuzuna (WADA’nın EPO analizi yapan resmen
tanınmış laboratuarlardan bu olay hakkında bilgilendirilmeyi istediği zaman) kadar
geçen sürede, resmen tanınmış laboratuarlardan bazıları, olaydan zaten haberdarlardı ve
bunu rutin EPO sonuç okuma işlemlerine dâhil etmişlerdi. Geri kalanlar, uygun
yorumlamaları yaptıklarından emin olmak için, bu zaman aralığında kalan bütün
vakaları yeniden incelemeye aldılar. Buda Ajansa, hiçbir sporcuya bu olaydan dolayı
yaptırım uygulanmadığı konusunda tam güven sağladı. Sonuç olarak, 2005 Ocağına
(yeni EPO sonuç yorumlama kriterleri açıklandığında) kadar olan dönem hakkında, eski
yorum kriterleri şu anda oldukları kadar hassas olmadığı için, bu nadir profiller hiçbir
zaman olumsuz sonuçlar olarak rapor edilmemiştir.
Türkiye Doping Kontrol Merkezinde EPO’nun idrardan analizini yapabilecek Jel
Elektroforezi ve kemilüminesans görüntüleme bilgisayar düzeneği kurulmuş
bulunmaktadır.
KAYNAKÇA
1. Oxygen Transport Enhancing Agents and Methods, , 1 st Annual
USADA Symposium on Anti-Doping Science, Atlanta, Georgia USA,
October 4-6 2002, L. Bowers and E.J. Symanski (EDS), USADA
Colorado Springs Colorado USA.
2. Blood Samples in Doping Control, P. Hammersbach and K.I.
Birkeland (EDS), Second International Symposium on Drugs in
Sports, On Demand Publishing, 1994 Oslo, Norway.

MADDE VE YÖNTEMLER
Prof. Dr. Aytekin Temizer
Yaklaşık 20 yıldır kısa süreli spor olayları dışındaki tüm sporlarda sportif
performansın arttırılmasında, dokulardaki oksijenlemenin geliştirilmesi en evresel
etkiye sahip bir yöntem olduğu bilinmektedir. Hemoglobin derişimi, kan hacmi ve
maksimum aerobik güç arasındaki ilişki ispatlanmıştır. Daha sonra kaslardaki
oksijenlemeyi arttırıcı potansiyel kayda değer bir şekilde genişletilmiştir. Homolog ve
otolog kan hücrelerinin transfüzyona ek olarak bu potansiyel, eritropoietini (EPO)
kullanarak kırmızı kan hücrelerinin kütlesini arttırdığı bilinmektedir. Dokudaki artmış
oksijen geri yüklenimine neden olan alternatif oksijen arttırıcılar -örneğin oksijen
taşıyıcılığına dayalı hemoglobin, florokarbonlar ve allosterik modifiyerler klinik
denemelerin son aşamalarındadır. Son zamanlarda, 14 amino grup asidin EPO
reseptörüne bağlandığı ve eritropoiseslere neden olduğu konusunda fikir birliğine
varılmıştır. Buna ek olarak, düzenlenmiş geni yerleştirme tedavileri hem in stu EPO
üretiminde hem de kasın vaskülarizasyonun geliştirilmesi için deneyler yürütülmektedir.
Bu oksijen artırımına dayalı teknikler anti-doping hareketlerine açık bir meydan
okumadır.
Bu yaklaşımların hepsi veya herhangi birinin tespiti, basit bir şekilde bir
durumdan diğer bir duruma oksijen aktarımı kapasitesini değiştirerek aldatmayı seçen
sporculara mani olmak için gerekli olacaktır. “Fark edilmeyen” teknolojiden
faydalanarak doping tayininden kaçınmayı açık bir maksat edinen sistematik dopingin
son örnekleri 2001 Dünya Kayak Şampiyonasında plazma büyütücü ve 2002 Salt Lake
Olimpik Oyunlarında Darbopoieitin kullanımını içerir.
Oksijen kapasitesinin arttırılmasında kullanılan maddelerin analizinin çeşitli
yönlerini inceleyecek olursak bunlar: numune toplama, laboratuar analizleri ve sonuç
yönetim faktörleridir.
Toplama işlemlerinde dikkat edilecek husus sporcunun dopingden ne zaman
faydalanmaya başladığıdır. Test için en iyi zamanın seçilmesi önemlidir. Numune
yarışmadan önce veya sonra alınabilir. Ne tip numune alınacağına da karar verilmelidir.
Kan, plazma ve idrar gibi biyolojik materyallerden biri veya birkaçı seçilebilir.
Laboratuar testi için; doping madde veya yöntemlerinin ve kullanma
belirtilerinin tayininin öneminin tanımlamasına gerek bulunmaktadır. Bu tanımlama
aynı zamanda kanıtsal bilgilerini de içermelidir. WADA kodunun benimsemesiyle,
kanıtın içerik yükü, “mantıklı şüphenin” kriminal standardındansa “açık ve inandırıcı
delil” den oluşmalıdır. Laboratuar testinin sonuçları, teknik bilgi ile gözetim zinciri
kapsamında güvenin makul bilimsel seviyesiyle buluşmalıdır.
Son olarak sonuç yönetim faktörlerinde sistemin maliyeti önemi ve örneklerin
sayısı ve maliyeti arasındaki ilişki incelenmelidir. Tüm laboratuarlar bütün maddeler
için testi sağlamalı mıdır yoksa farklı bir yönetim sistemine mi ihtiyaç vardır? Bireysel
referans gözlem sistem aralığı organizasyonlar arasında sonuçların aktif yönetimine
ihtiyaç duyar. Vücut tarafından üretilen maddeler için daha ileri analizler gereklidir.
Dayanıklılık gerektiren sporlarda fiziksel egzersiz performansı birçok faktöre
bağlıdır. Bu faktörler enerji salınımı, neuromuscular fonksiyonu ve en önemlisi
psikolojik etkenlerdir. Ağır kas hareketi gerektiren çalışmalar örneğin uzun mesafe
kayağı, bisiklet, uzun mesafe koşusu, kürek ve diğer dayanıklılık gerektiren spor
2
çeşitlerinde maksimum aerobik güç (maksimum oksijen alımı) performansla yakından
ilişkilidir. Maksimum oksijen alımı (VO2
max) özellikle maksimum kardiyak ürünün
atardamar kanın oksijen içeriğinin çarpılmasıyla sınırlanmıştır. Uzun zamandır hem kan
naklinin hem de yüksek rakıma maruz kalma VO2
max’ı azalttığı bilinmektedir.
Hemoglobin derişimin yükselmesiyle atardamar kanın içeriğindeki oksijenin artıp
artmaması VO2
max’ı etkilemekte ve dolayısıyla dayanıklılık gerektiren sporlarda
performansa olumlu etki yapmaktadır.
Kan aktarımının ergojenik etkisi ilk olarak 40 yıl önce kanıtlanmış, ancak teknik
25 yıl öncesine kadar dikkat çekmemiştir. [Hb]’deki önemli bir artış yakalayabilmekle
ilgili yöntem bilimsel problemler nedeniyle bu konudaki ilk araştırmalar çelişkilidir.
Kırmızı kan hücrelerinin transfüzyonları dayanıklılık gerektiren sporlarda hem VO2
max
hem de performansı arttırmaktadır. Kan dopingi terimi ilk defa medya tarafından
kullanılmış ve 70’ler ve 80’ler boyunca spor olaylarıyla bağlantısıyla ilgili birçok kanıt
bulunmuştur.
Kan transfüzyonu [Hb] hacmini hemen arttırır. Eritropoietin (EPO) –kemik
iliğindeki RBC oluşumu düzenleyicisi) kullanımı uzun bir dönem boyunca [Hb]
hacmini yavaş yavaş arttırır. Recombinant insan eritropoietin (rhEPO) kullanımı sağlıklı
kişilerde başlangıçta normal değerde olan [Hb] ile sağlıklı bedenlerde performansı
arttıracaktır.
Dayanıklılık gerektiren sporlarda hem kan transfüzyonu ve hem de rhEPO‘nun
kullanımı ergojenik yardıma etki ettiğine göre, tüm tedavilerin ancak gerekli olduğunda
hastalara uygulanmasını doğru olduğu göz önüne alınarak sağlıklı sporculara
uygulanmaması hususu çok önemlidir. Eğer uygulama söz konusu ise buna “spor
anemisi” denir ve yalnızca performansı arttırmada rol oynar. Sporcularda hem kan
transfüzyonu ve hem de rhEPO kullanımı ile etik olmayan davranışlara teşebbüs
etmektir. Sporcuyu geliştirmek üzere uygulanan bu tür tedaviler haksız rekabete yol
açmaktadır. Bu işlemler bu nedenle spor ahlakına aykırıdır. Ciddi yan etkileri de
düşünülmelidir. Hem kan transfüzyonu hem rhEPO kullanımı IOC ve WADA
tarafından yasaklanmıştır. Süreklilik gerektiren sporlarda özellikle sporcuların
başvurduğu hem kan transfüzyonu ve hem de rhEPO kullanımı bugün için tespit
edilebilmektedir.
Kan transfüzyonu, homolog ve otolog transfüzyonu olmak üzere iki çeşittir. Kan
doğal durumunda +4 oC’de veya dondurulmuş olarak -85 oC’de saklanır. Kan
Bankasında depolanan kan uygulanabilir kırmızı kan hücreleri‘nin (RBC) azalmasından
dolayı 4–5 hafta içinde “reinfuse” edilmelidir. Diğer taraftan, -85 oC’de dondurulmuş
yüksek gliserol kullanımı ve kanın reinfüzyonu ile bu süreyi birkaç yıla kadar
uzatılabilir. Dolayısıyla, ikinci teknoloji reinfüzyondan önce [Hb] yi tamamen
normalleştirmeye izin verir.
Kan transfüzyonunun performansa etkisinin incelenmesinde bir birim kanın
otolog reinfüzyonu performansta dikkate değer bir artış göstermez. Performans artışının
sağlanması için üç ünite daha verildiğinde kontrol durumuyla karşılaştırıldığında
VO2
max %3.9 den % 6,7’ye ulaştığı bulunmuştur. VO2
max ve [Hb] arasındaki doğrusal
ilişki iyi antrenman yapmış genç erkeklerde [Hb] = 205 g/l olana kadar artar.
Saha çalışmalarında, kanın 1350 mL’sinin (3 üniteye karşılık gelmektedir.)
otolog reinfüzyonu 4 hafta sonra uzun mesafe kayağında fiziksel performansı oldukça
çok arttırdığı gözlenmiştir. 15 km ‘nin üzerinde koşularda sporculardaki gelişim 3 saat
sonra % 5.3 iki hafta sonra da % 3.1 kadar arttığı gözlemlenmiştir. 10.000 metre pist
3
yarışlarında önceden dondurulmuş RBC reinfüzyonu ile birlikte süre yaklaşık 1 dakika
geliştirilebilir.
Kan transfüzyonunun yan etkileri bulunmaktadır. Kan transfüzyonları, tipinden
bağımsız olarak, toplam RBC kütlesinin artışı, [Hb], hematokrit (hct) ve kan
viskozitesinde artışa liderlik eder. Genel populasyon ve primer polycytemia ‘lı
hastalarda, [Hb] ve/veya hct ‘nin artışıyla kardiyovasküler ölümlülük riskinin artması
söz konusudur. Bu bağıl risk, yüksek olanlarda [Hb] ve/veya hct’nin düşük aralığıyla
karşılaştırıldığında 6 kat daha fazladır. Polycytemia’lı hastalarda viskozitenin artışı
performans düşüklüğü ile ilişki içerisindedir. Fakat, iyi antrenman yapmış genç
erkeklerde, atardamar kanın içeriğindeki oksijen artışı ve çevresel dairesel adaptasyonu
(peripheral circular adaptation) artan viskozitenin neden olduğu negatif etkilerden
açıkça daha baskındır. (karşılık gelen [Hb] = 205g/l). Kan transfüzyonları EVF ve kan
viskozitesinin artışına öncülük eder ama rhEPO kullanımının tersine, kan aktarımından
sonra tanımlanmış bir kan basıncı artışı yoktur. Kanın saklanması RBC’ de sabit bir
düşüşe neden olduğundan RBC’nin yaşama süresini de kısıtlar. Reinfüzyondan önce
RBC gitgide artan bir şekilde yıkılır (hemoliz) ve reinfüzyondan kısa bir süre sonra
biraz daha RBC’nin yıkımı artan kırılganlığa neden olur. Hemoliz hafif ve kısa bir süre
kalan “asimptomatik icterus”a sebep olabilir. İlave edilmiş hemolize RBC sonucunda
demir serbest bırakılır ve böylece sık sık tekrarlanan kan transfüzyonu demirin fazla
yüklenmesine liderlik eder.
Homolog transfüzyonlar, eğer düzenli olarak kontrol edilmezse hepatit, HIV,
CMW ve diğer virüslerin yayılmasına öncülük edebilir. Çeşitli tiplerin uyuşmazlığı
zaman zaman problem yaratır. Her bir kan hücresi, yüzeyinde çok çeşitli antijenler taşır
bu yüzden alıcının hücrelerinin vericilerin antijenlerinden farklılık gösterdiği neredeyse
kesindir. Neyse ki, kan hücreleri veya yabancı antijenler içeren plazma transfüzyonu
alıcının serumunun içerdiği antikora karşı ani bir reaksiyon vermesine neden olur.
Kırmızı kan hücrelerine karşı antikorlar kan transfüzyonunda çok büyük önem taşır.
Aktarımı yapılan kırmızı kan hücresi hacmi genellikle beyaz hücrelerden daha fazladır.
Şuuru yerinde bir hastada birkaç ml. bile kırmızı kan hücrelerinin uyuşmaz ABO
aktarımı 1 veya 2 dakika içinde belirtilerini göstermesine neden olur. Alıcı
huzursuzlaşır, sıkıntı ve sık sık karın ağrısı hissinden şikâyet eder. Yüksek tansiyon,
kanama ve “oliguria” da gerçekleşebilir. Beyaz hücre uyuşmazlığı transfüzyonun
başlamasıyla beraber 30–60 dakika içinde ateşe neden olur ve plazma içeren herhangi
kan ürünü “urticaria” ya neden olabilir. Otolog transfüzyonlarının hastalık bulaşması
veya uyuşmazlığıyla ilişkilendirilemez.
Heterolog kan tranfüsyonları medikal riske bağlı olarak ikincil öneme sahip bir
problemdir, bu tür transfüzyonlar ümmünolojik teknikler ile tayin edilebilir.
Homolog transfüzyonlar: Kan dopingi çalışmalarında, [Hb]’de ki %10 artışa
rağmen [Hb] değerleri normal sınırlar içinde bulunmuştur. Böylece belirli limitlerde
[Hb] artışı kan transfüzyonlarının belirlenmesinde kullanılamaz. Transfüzyonun hemen
sonrasında hemoliz göstergelerinde bir artış varken ancak bir gün sonra tüm değerler
normal aralıklarında çıkar. Son bulgular şunu ileri sürmektedir ki, mikrovaskülasyon ve
RBC membran yağındaki kayıp gibi sellüler depolamadaki artış kan transfüzyonlarına
işaret edebilir.
Türkiye Doping Kontrol Merkezinde kan analizleri için otomatik hematolojik
anaiz cihazı satın alınmış olup doğrudan kan numuneleri üzerinden tüm kan
parametreleri bilgisayar düzeneği ile analiz edilebilmektedir.
4
Eritropoietin (EPO) bir peptit hormon olup insan vücudunda doğal olarak
üretilir. Böbreklerden salgılanan EPO, kemik iliğine etki ederek kırmızı kan hücrelerini
üretimini sağlar. Kırmızı hücrelerdeki artış kanın vücuttaki kaslara oksijenin
taşınmasını arttırır. Vücudun laktik asit tamponlama kapasitesini de attırabilir.
EPO’nun uygun bir şekilde kullanımı kanser ve böbrek hastalıkları ile ilgili
anemilerin tedavisinde iyi bir tıbbı kullanımı bulunmaktadır. Ancak sportif performansı
arttırmaya yönelik EPO’nun suistimalinin de sporcularda sağlığı tehdit eden çok ciddi
yan etkileri bulunmaktadır. Çok iyi bilinmektedir ki, Epo kanın koyulaştırıcı etkisi
nedeniyle kalp hastalıkları, felç, beyin ve akciğer embolileri gibi birçok ölümcül
hastalıklara yol açma riski bulunmaktadır. Rekombinant insan EPO suistimalinin de
otoimmün sisteme etkileri sonunda ciddi sağlık sorunlara yol açtığı bilinmektedir.
Sporda EPO kullanımı 1990’lardan beri yasaklanmıştır. EPO analizi ilk kez, Sidney’de
(Avustralya) yapılan 2000 Yaz Olimpiyatlarında yapılmıştır. Analizin geçerliliği
Uluslararası Olimpiyat komitesi (IOC) tarafınca kan ve idrar numuneleri üzerinden
sağlanmıştır. EPO kullanımını göstermek üzere kan tarama analizini takiben
doğrulamak amacıyla idrar numunelerinin analizi gerçekleştirilmiştir. 2003
Haziranında Dünya Anti-Doping Ajansı (WADA) Yürütme Kurulu bağımsız
araştırıcıların raporlarına dayanarak rekombinant insan EPO kullanımının sadece idrar
numuneleri üzerinden tayinini kabul etmiştir.
WADA’nın paydaşları tarafından istenen ve Ajans tarafından, rekombinant
EPO’nun varlığını analiz etmede idrar ve kan testlerinin doğruluğunu değerlendirmek
için hazırlatılan bu rapor, idrar testinin, rekombinant EPO’nun doğrudan analizi için
bilimsel olarak onaylanmış tek yöntem olduğunu kanıtlamıştır. Bu rapor ayrıca, kan
incelemesinin idrar testinden önce yapılmasının maliyet tasarrufu sağlamasını da içeren
birkaç farklı nedenden dolayı, idrar testinin kan incelemesiyle birlikte yapılmasını
öneriyor. Bazı uluslararası spor federasyonları, EPO’nun analizi için hala idrar ve kan
testlerini birlikte kullanıyorlar.
EPO’nun analiz metodu doğru ve güvenilirdir. Bu yöntem kapsamlı bir bilimsel
onaylama sürecinden geçmiştir ve yıllardan beri Dünyanın dört bir yanındaki resmen
tanınmış anti-doping laboratuarlarınca başarıyla kullanılmaktadır. Geniş çapta bilimsel
çevrelerce kabul edilen yerleşik bir işlem olup, birçok uluslar arası bilimsel dergide
yayımlanarak ispatlanmıştır. Buna ilaveten, Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi
(CAS) EPO analiz yönteminin geçerliliğini desteklemiştir. 2005 Eylülünde yapılan bir
toplantıda da, WADA Laboratuar komitesi, gerektiği gibi uygulandığı takdirde,
yönteme olan desteğini yinelemiştir.
Metodun uygulanmasındaki başlangıç safhasında kullanılan tutucu yaklaşım,
EPO kullanımını suistimal eden birçok kişinin analizden kaçmasına izin vermiştir. Antidoping
biliminin ilerlemesiyle beraber, bütün analiz yöntemleri gibi yöntemin
hassaslaştırılması ve sonuçların yorumlanması prensibiyle devam etti. Uzmanların
oybirliğiyle, 2005 Ocak ayında, EPO sonuçlarının daha ayrıntılı okunması için yeni
yorumlama kriterleri tanıtıldı. Aynı zamanda, laboratuarlara muhalif EPO sonuçlarını,
yöntem hakkında kapsamlı deneyimi olan başka bir laboratuara teyit ettirmesi tavsiye
edildi.
EPO analizi biliminde deneyimli olmayan bazı kişiler tarafından, nadir fakat
anti-doping uzmanları tarafından iyi anlaşılmış bir olay hakkında, sorular yükseldi.
Mutlak nadir durumlarda, normal endojen EPO rekombinant EPO’nun alanına
kaymaktadır. Bu olay, resmen tanınmış laboratuarlar tarafından açıkça teşhis edildiği
için bu nadir profileler uygun şekilde etiketlenerek, EPO dopingi açısından olumsuz
5
sonuçlar olarak rapor edilmemektedir. 2005 baharında WADA, resmen tanınmış
laboratuarlar tarafından bu olay hakkında bilgilendirildi. Sonuç olarak WADA, bütün
resmen tanınmış laboratuarlara bu bilgiyi sonuçların yorumlarına eklemesi konusunda
yol gösterdi. Ek olarak laboratuarlara, olumsuz bir sonuç rapor etmeden önce, bağımsız
bir fikir daha istemesi şart koşuldu. Yanlış bir pozitif okuma riski söz konusu değil;
resmen tanınmış bütün laboratuarlar bu nadir profille ekzojen EPO’nun farkını idrak
edebilecek konumdalar. 2005 Ocağından (WADA yeni EPO sonuç yorumlama
kriterlerini açıkladığında) 2005 Temmuzuna (WADA’nın EPO analizi yapan resmen
tanınmış laboratuarlardan bu olay hakkında bilgilendirilmeyi istediği zaman) kadar
geçen sürede, resmen tanınmış laboratuarlardan bazıları, olaydan zaten haberdarlardı ve
bunu rutin EPO sonuç okuma işlemlerine dâhil etmişlerdi. Geri kalanlar, uygun
yorumlamaları yaptıklarından emin olmak için, bu zaman aralığında kalan bütün
vakaları yeniden incelemeye aldılar. Buda Ajansa, hiçbir sporcuya bu olaydan dolayı
yaptırım uygulanmadığı konusunda tam güven sağladı. Sonuç olarak, 2005 Ocağına
(yeni EPO sonuç yorumlama kriterleri açıklandığında) kadar olan dönem hakkında, eski
yorum kriterleri şu anda oldukları kadar hassas olmadığı için, bu nadir profiller hiçbir
zaman olumsuz sonuçlar olarak rapor edilmemiştir.
Türkiye Doping Kontrol Merkezinde EPO’nun idrardan analizini yapabilecek Jel
Elektroforezi ve kemilüminesans görüntüleme bilgisayar düzeneği kurulmuş
bulunmaktadır.
KAYNAKÇA
1. Oxygen Transport Enhancing Agents and Methods, , 1 st Annual
USADA Symposium on Anti-Doping Science, Atlanta, Georgia USA,
October 4-6 2002, L. Bowers and E.J. Symanski (EDS), USADA
Colorado Springs Colorado USA.
2. Blood Samples in Doping Control, P. Hammersbach and K.I.
Birkeland (EDS), Second International Symposium on Drugs in
Sports, On Demand Publishing, 1994 Oslo, Norway.
